Bu Blogda Ara
19 Kasım 2012 Pazartesi
Kitap Fuarı
Dün Tüyap'taydık.. Malum Kitap Fuarı bir de Sanat Sergisi Fuarı ile birleşmiş, çifte kavrulmuş:)
Erken yola çıktığımız için trafik sıkıntısı çekmedik 40 dakikada Bostancı'dan Küçükçekmece Tüyap'a ulaştık... Gidip gitmeme konusunda kararsızlığımı iyi ki yenmişim de üşenmeyip gitmişiz... Çok eğlendik.
(K dergisi sloganı ; Edebiyat sıkıcı değildir, size yalan söylediler)
Bu vintage resim Sanat galerisinden
fuara ilgi yoğundu, çocuk kitapları teması varmış meğer bu yıl, o yüzden o kadar çoluk çocuk, o kadar çocuk kitapları satılan standlar varmış...
16 Kasım 2012 Cuma
İyi geceler C.Chaplin
Charlie Chaplin
The Great Dictator filmini bilirsiniz, son sahnesindeki konuşması çıktı karşıma ...ben de internette biraz Chaplin gezintisine çıkmak istedim.. Sene 1940, bundan tam 72 küsür sene evvel... Hitler'in dünyayı kavurduğu bir dönem,dünya savaşı ve bir adam diktatöre sessizce haykırıyor, akıl almaz bir güç bu...
Chaplin'in zulum karşısındaki duruşunu, ince mizahını, insanlığını ve insanlığa çağrısını en iyi anlatan yapıtlardan biri.
"Çok düşünüp az hissediyoruz, makinelerden çok insanlığa ihtiyacımız var..." diye haykırırken Dünya'nın nereye doğru gittiğini çok iyi biliyordu... Gözlerindeki hüzün, sesindeki kararlılık bu yüzdendi.
O makinelerden korkmuyordu, insanların makineleşmesinden korkuyordu.
İnsanların bugünkü durumunu düşündükçe, deneyimledikçe daha çok korkmaktan alıkoyamıyor insan kendini...
Bir kaç saat önce İngilizce, hangi kaynaktan olduğunu bilemediğim bir paragraf okudum;
"Ölü insanlar var çevremde, yemek yiyen, gezen, seven, yürüyen, kitap okuyan, film izleyen bir sürü önemli insan tanıyan.. Fakat ölü insanlar, yaşayanların aksine heyecanı, yaşam çarpıntısı olmayan, sadece akıllarını kullanan...
Ölü insanlardan korkuyorum, birgün benim de öleceğim düşüncesinden korkuyorum...!"
Son olarak... Dünyadaki tüm dik kafalılar için Montaigne'den güzel bir tespit...;
''Düşüncelerini kafa tutarak, buyruklar vererek ortaya koyanlar, akıldan yana güçsüz olduklarını her zaman belli ederler. '' Montaigne
Huzurlu geceler..
The Great Dictator filmini bilirsiniz, son sahnesindeki konuşması çıktı karşıma ...ben de internette biraz Chaplin gezintisine çıkmak istedim.. Sene 1940, bundan tam 72 küsür sene evvel... Hitler'in dünyayı kavurduğu bir dönem,dünya savaşı ve bir adam diktatöre sessizce haykırıyor, akıl almaz bir güç bu...
Chaplin'in zulum karşısındaki duruşunu, ince mizahını, insanlığını ve insanlığa çağrısını en iyi anlatan yapıtlardan biri.
"Çok düşünüp az hissediyoruz, makinelerden çok insanlığa ihtiyacımız var..." diye haykırırken Dünya'nın nereye doğru gittiğini çok iyi biliyordu... Gözlerindeki hüzün, sesindeki kararlılık bu yüzdendi.
O makinelerden korkmuyordu, insanların makineleşmesinden korkuyordu.
İnsanların bugünkü durumunu düşündükçe, deneyimledikçe daha çok korkmaktan alıkoyamıyor insan kendini...
Bir kaç saat önce İngilizce, hangi kaynaktan olduğunu bilemediğim bir paragraf okudum;
"Ölü insanlar var çevremde, yemek yiyen, gezen, seven, yürüyen, kitap okuyan, film izleyen bir sürü önemli insan tanıyan.. Fakat ölü insanlar, yaşayanların aksine heyecanı, yaşam çarpıntısı olmayan, sadece akıllarını kullanan...
Ölü insanlardan korkuyorum, birgün benim de öleceğim düşüncesinden korkuyorum...!"
Son olarak... Dünyadaki tüm dik kafalılar için Montaigne'den güzel bir tespit...;
''Düşüncelerini kafa tutarak, buyruklar vererek ortaya koyanlar, akıldan yana güçsüz olduklarını her zaman belli ederler. '' Montaigne
Huzurlu geceler..
Etiketler:
40'lar,
Charlie Chaplin,
Film,
Montaigne,
sinema
hoşgeldim
Merhaba Blog;
Aslında blog yazma gibi bir düşüncem yoktu... yazı ile ilgili düşüncelerimi uzaklaştıralı ve onlardan uzaklaşalı çok olmuştu, ta ki Fernando Pessoa'nın aşağıdaki cümlelerini okuyana kadar..;
İşte, hayatta hiçbir şey yapmadan yirmi sekizinci yaş günüme vardım -hayatta hiçbir şey, edebiyatta ya da kişiliğimde hiçbir şey. Şu ana dek en eksiksiz yenilgiyi tattım. Heyhat, daha ne kadar sürecek bu?
Vicdanımı yokladıkça, hayatımı oluşturan hiçlikten dolayı kendimi o kadar az bağışlayabiliyorum.
Bunca gecikmeme yol açan dehşetli şey ne ola ki?
Yetersiz okumalarım, pratik zekâ eksikliğim [...]
İş yerinde ani bir kararla ve tekdüze bir yoğunluğun arasında blog açmalıyım diye derin bir dürtü hissettim, fakat yazı yazmak için değil asıl amaç...yukarıda paylaştığım gibi pek değerli cümleleri, duyduklarımı, hafızama kazımak istediklerimi, edebi, sosyal, güncel, ne varsa biriktirmek istediğim, arşivlemek için...
neyse hoş geldim :)
Aslında blog yazma gibi bir düşüncem yoktu... yazı ile ilgili düşüncelerimi uzaklaştıralı ve onlardan uzaklaşalı çok olmuştu, ta ki Fernando Pessoa'nın aşağıdaki cümlelerini okuyana kadar..;
İşte, hayatta hiçbir şey yapmadan yirmi sekizinci yaş günüme vardım -hayatta hiçbir şey, edebiyatta ya da kişiliğimde hiçbir şey. Şu ana dek en eksiksiz yenilgiyi tattım. Heyhat, daha ne kadar sürecek bu?
Vicdanımı yokladıkça, hayatımı oluşturan hiçlikten dolayı kendimi o kadar az bağışlayabiliyorum.
Bunca gecikmeme yol açan dehşetli şey ne ola ki?
Yetersiz okumalarım, pratik zekâ eksikliğim [...]
İş yerinde ani bir kararla ve tekdüze bir yoğunluğun arasında blog açmalıyım diye derin bir dürtü hissettim, fakat yazı yazmak için değil asıl amaç...yukarıda paylaştığım gibi pek değerli cümleleri, duyduklarımı, hafızama kazımak istediklerimi, edebi, sosyal, güncel, ne varsa biriktirmek istediğim, arşivlemek için...
neyse hoş geldim :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

